5362 sayılı Kanunun 50 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde,
“Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hapis cezasına mahkûm olmamak.”
hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre yukarıda yer alan suçlardan birisine mahkum olan kişinin meslek kuruluşlarının organlarına seçilmesi mümkün değildir.
Bununla birlikte işlenen suçların niteliğine bağlı olarak ve verilen kararlar çerçevesinde durum farklılaşabilmektedir. Aşağıda bazı suçlar kapsamında kısa bir değerlendirme yapılmıştır.
Zimmet suçu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin 8 inci fıkrasında, “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun bu düzenlemesi uyarınca zimmet suçundan ceza alınmasına rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde, verilen hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayacağından, verilen hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar 5237 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca verilen hak yoksunluğuna ilişkin olarak da ilgili hakkında hukuki sonuç doğurmayacağı söylenebilecektir.
Bu nedenle, zimmet suçu, 5362 sayılı Kanunun 50 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde sayılan suçlar arasında yer almakla birlikte, zimmet suçundan yargılanan ve mahkum olan ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar verilmesi ve 5 yıllık denetim süresi içinde herhangi bir suç işlenmemesi halinde hakkındaki davayla ilgili hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilen kişi açısından 5362 sayılı Kanunun 50 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında seçilmeye engel bir durum ortaya çıkmamış sayılacak ve yönetim kurulu üyeliğine seçilmesi mümkün olacaktır.
Diğer yandan aynı Kanunun 50 nci maddesinin son fıkrasında da;
“Seçilme şartlarından bir veya birkaçını taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile bu şartlardan en az birini görev süreleri içinde kaybedenlerin üyelikleri kendiliğinden sona erer. Bu durumda üyeliğin düşmesi ve en fazla oy alan yedek üyeden başlamak üzere yeni üyenin üyeliğe davetine ilişkin karar ve işlemler yönetim kurulunca yerine getirilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu itibarla, Kanunun 50/1-c maddesinde sayılan suçlardan mahkum olan bir organ üyesinin bu mahkumiyetinin kesinleşmesi halinde seçilme yeterliliğini yitirmiş olacağı ve üyeliğinin de kendiliğinden sona ereceği, adı geçen kişinin üyeliğinin düşmesi ve en fazla oy alan yedek üyeden başlamak üzere yeni üyenin üyeliğe davetine ilişkin karar ve işlemlerin yönetim kurulunca yerine getirilmesi gerekmektedir.
Sahtecilik suçu ve yönetim kurulu üyeliği
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun “Seçilme şartları” başlıklı 50/1-c maddesinde;
“c) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hapis cezasına mahkûm olmamak.
(…)”
denilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre sahtecilik suçları temel olarak resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, parada sahtecilik, mühür ve kıymetli damgada sahtecilik olarak ayrılmaktadır. Sahtecilik kavramından yukarıda sayılan suçlar anlaşılmalıdır. Bu suçlar belgelerin ya da resmi araçların gerçeğe aykırı olarak üretilmesi, değiştirilmesi veya kullanılmasıyla oluşmaktadır.
Bu itibarla, bir kişinin resmi evrakta sahtecilik suçundan kesinleşmiş mahkumiyeti olduğu mahkeme kararı ile sabit ise 5362 sayılı Kanunun 50 nci maddesi uyarınca organ üyeliğine seçilmesi mümkün değildir ve seçilmiş ise üyeliği kendiliğinden sona ermiş sayılacaktır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Temyiz başvurusunun etkisi” başlıklı 293 üncü maddesinde, “süresi içinde yapılan temyiz başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.” denilmiştir.
Bu nedenle ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu hüküm temyiz edilmiş ise kesinleşmiş bir hükümden bahsedilemeyeceği için üyelik şartlarının da kaybedildiği ileri sürülemeyecektir. Bu nedenle temyiz süreci takip edilerek sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
İftira, mala zarar verme ve hakaret gibi suçları işlediği sabit görülerek cezaya hükmedilen oda organ üyesinin üyeliği düşer mi?
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun “Seçilme şartları” başlıklı 50/1-c maddesinde;
“c) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hapis cezasına mahkûm olmamak.
(…)”
denilmektedir.
Yukarıda sayılan suçlar arasında “iftira” “mala zarar verme”, “hakaret” gibi suçlara yer verilmediğinden tek başına bu suçlardan ceza alan bir kişinin oda organ üyesi olmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Ancak mahkeme tarafından verilen hükümde, Sanık hakkında hak mahrumiyeti kararı da verilebilmektedir.
Hak Mahrumiyeti
Bir kişi hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince örneğin 2 yıl denetim süresi öngörülmesi ve bu süre boyunca TCK’nın 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının ilgili bentlerinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi mümkündür.
Türk Ceza Kanunu’nun 53 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında aynen;
“Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.”
hükmü yer almaktadır.
Bu itibarla, kesinleşmiş mahkeme kararında TCK 53/1-a bendi veya “e” bendi gereğince ve mahkeme ilamında belirtilecek süreler dahilinde, “Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,” yoksun bırakılması halinde kişinin esnaflık yapması yasaklanacağından ve o kişinin esnaflık niteliğini kaybedeceğinden esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşlarındaki organ üyeliği görevlerinin sona ermesi gerekecektir.
Bu nedenle görülen bir dava sonucunda kişi hakkında oda organ üyeliği şartlarını belirleyen maddede belirtilen suçlardan olmayan bir suçtan dolayı (örneğin görevi kötüye kullanma suçu) ceza verilmesi halinde seçilmeye engel bir durum ortaya çıkmayacaktır. Ancak bu cezanın yanında seçme ve seçilme gibi haklardan mahrumiyet tedbiri uygulanması halinde oda organ üyeliği de kendiliğinden düşecektir.
Sonuç olarak bir organ üyesi hakkında her ne kadar 5362 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin (c) fıkrası kapsamında seçilmeye engel suçlardan ceza almasa da ilgili mahkeme kararında; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenmesinden; bu kapsamda, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılması ve aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamayacağına karar verilmesi halinde, o kişinin görevinin sona ereceği söylenebilecektir.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 50/c maddesinde zikredilen suçlardan dolayı mahkemece hapis cezasına mahkum olan kişiler hakkında memnu haklarının iadesine karar verildiği takdirde, esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları Organlarına üye olarak seçilme yeterliliği kazanılmış olur mu?
Bu konudaki Ticaret Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görüşüne aşağıda yer verilmiştir.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Meslek Kuruluşları Kanunu’nun “Seçilme şartları” başlıklı 50 inci maddesinde;
“Genel kurul üyelerinin esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşlarına genel başkan, başkan ve yönetim, denetim, disiplin kurullarına üye olarak seçilebilmeleri için gerekli şartlar şunlardır;
a) Denetim kurulu üyeliği için en az lise, bu şartı taşıyan üye bulunmadığı takdirde sekiz yıllık ilköğretim veya ortaokul mezunu olmak; Konfederasyon denetim kurulu üyeliğine dışarıdan seçilecekler için dört yıllık yüksek okul mezunu ve denetim formasyonunu haiz olmak; disiplin kurulu üyeliği için en az lise mezunu olmak; yönetim kurulu üyeliği için ise en az ilkokul mezunu olmak.
b) Konfederasyon denetim kuruluna dışarıdan seçilecekler ve yeni kurulan odalar hariç, en az iki yıldır odaya kayıtlı olmak ve halen çalışıyor bulunmak.
c)Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hapis cezasına mahkum olmamak.
Seçilme şartlarından bir veya birkaçını taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile bu şartlardan en az birini görev süreleri içinde kaybedenlerin üyelikleri kendiliğinden sona erer. Bu durumda üyeliğin düşmesi ve en fazla oy alan yedek üyeden başlamak üzere yeni üyenin üyeliğe davetine ilişkin karar ve işlemler yönetim kurulunca yerine getirilir.”
hükmü yer almaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53 üncü maddesinde,
“(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin Kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.”
hükmü yer almaktadır.
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” başlıklı 13/A maddesinin birinci fıkrasında;
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması, gerekir.”
hükmü yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin 16.07.2003 tarih ve E- 2002/104, K- 2003/72 sayılı kararında,
“Ceza hukukunda, doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezanın yanında, bu cezanın etkisini artırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için, asli cezaya ek olarak feri ve mütemmim cezalar ile kimi hak yoksunlukları da getirilmiştir(…) Yasa koyucu asli cezalara bağlı olarak kimi kısıtlılıklar öngörüp öngörmeme konularında anayasal ilkeler çerçevesinde takdir hakkına sahiptir. Esasen ceza hukukundaki memnu hakların iadesi müessesesi göz önünde bulundurulduğunda süresiz bir hak yoksunluğundan da söz edilemez.”
denilmiştir.
Ancak Danıştay Onikinci Dairesi’nin 28.05.2015 tarih ve E- 2014/3161 K- 2015/3529 sayılı emsal kararında, “Memnu hakların iadesi kararı alınmasının da, anılan maddede yer alan ‘Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile’ ifadesi nedeniyle davacı lehine bir hak vermeyeceği” denilmektedir.
Yukarıda belirtilen mevzuat ve emsal nitelikteki yüksek mahkeme kararları çerçevesinde konu değerlendirildiğinde, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan ötürü belli hakları kullanmaktan yasaklı olacağı, bu yasaklar arasında bir kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılmanın da bulunduğu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre bu yasakların, ancak mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürebileceği belirtilmiş olmakla birlikte, anılan kanuna göre bu konuda daha özel bir kanun konumunda bulunan 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 50 nci maddesindeki açık düzenleme dikkate alındığında; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53 üncü maddesinde sayılan hak yoksunluklarından birisi olan kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma hak yoksunluğunun, bu maddede belirtilen sürelerin geçirilmiş olması nedeniyle memnu hakların iadesine karar verilmiş olsa bile, eğer mahkum olunan mahkumiyet kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreliyse ya da 5362 sayılı Kanunun 50/c maddesinde zikredilen suçların birinden kaynaklanmaktaysa, mahkum olunan kişinin cezası infaz edildikten sonra da devam edeceği ve 5362 sayılı kanunun 50 nci maddesinde zikredilen görevlere seçilemeyeceği değerlendirilmiştir.
