Danıştay 8. Dairesi – E. 2016/11644, K. 2020/199

  • Mahkeme / Daire: Danıştay 8. Dairesi
  • Esas No: 2016/11644
  • Karar No: 2020/199
  • Karar Tarihi: 27.01.2020

İstemin Özeti: İzmir 5. İdare Mahkemesinin 26/05/2016 gün ve E:2015/1095, K:2016/742 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : K1

Düşüncesi: İstemin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay 8. Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dava, davacı tarafından, şikayetçi olduğu K2 hakkında disiplin cezasını gerektirecek bir durum söz konusu olmadığından bahisle talebinin reddine karar veren İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Disiplin Kurulu’nun 01.07.2015 tarih ve 2015/6 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince, oda üyeleri hakkında yapılan şikayetler işleme konuluncaya kadar şikayetçi ve kamuyu ilgilendirirken, soruşturma başlatılıp sonuçlanması ile ortaya çıkan durum itibariyle soruşturulan kişi ve kamuyu ilgilendirir hale geldiği, bir diğer ifade ile şikayet üzerine soruşturma yapılması ile şikayetçinin şikayet konusu olaylar dolayısıyla soruşturma sonucu ile meşru, kişisel, güncel menfaat bağının idare hukuku anlamında koptuğu, bu durumda, oda üyesi hakkında disiplin suçu işlediğine dair şikayet halinde ilgili hakkında soruşturma yapılması zorunlu ise de, yapılan soruşturma sonucunda disiplin cezasına gerek görülmemesi ile şikayetçiyi doğrudan ilgilendirmeyen bir hal alan ve tek taraflı işlem niteliğine bürünen bu sonuca karşı açılan davanın incelenmesine 2577 sayılı İdari Yargılama Kanunu’nun 14/3-c ve 15/b maddeleri uyarınca ehliyet yönünden olanak bulunmadığı gerekçesi ile davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin birinci cümlesinde de; “Herkes, davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir” denilmektedir.

Diğer yandan, hukukumuzda idarî dâva türleri ve bu dâvaların kimler tarafından açılabileceği hususu, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Yasası’nın 2. maddesinde gösterilmiştir. Yasa kuralında idarî işlemler hakkında hukuka aykırılıkları nedeniyle menfaati ihlâl edilenler tarafından iptal davası açılabileceği öngörülmüştür.

İdarî davalar, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal yolla denetlenmesi, kamu hizmetlerinin hukuk kurallarına ve hizmetin gereklerine uygun biçimde yapılmasının sağlanması için tanınmış bir haktır.

İdarî yargıda “İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan dâvalar” biçiminde tanımlanan iptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayarak hukuk devletini gerçekleştiren önemli yollardan biridir. İdarî işlemin iptalinin istenilebilmesi için, davacının menfaatinin ihlâl edilmiş olması gerekir. Yargı kararlarında ve öğretide “menfaat”, dâvacı ile iptalini istediği idarî işlem arasındaki bağı, ilgiyi anlatır. Bu bakımdan, idarî işlem ile dâva açan kişi arasında meşru, güncel, ciddi maddi ve/veya manevi bir ilişki söz konusu ise, dâvada menfaat bağı bulunduğu kabul edilmelidir.

İdarî işlemlerle ilgisi bulunmayan kişilerin dâva açması sonucu, idarenin devamlı dava tehdidi altında kalmaması ve idarenin işleyişinin olumsuz yönde etkilenmemesi bakımından, dâva ehliyeti için aranan “menfaat ihlâli” koşulu, her olaya özgü irdelenmeli ve dâva konusu işlemin davacıyı etkilemiş olması idarî yargıda menfaat ihlâlinin varlığı için yeterli sayılmalıdır. Her olay ve davada, menfaat ihlalinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır.

1982 Anayasasının 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu hükme bağlanmıştır. Hukuk Devleti ilkesinin gerçekleşmesini sağlayan en önemli araçlardan birisi, idarenin yargısal denetimi olup, bunun en büyük göstergesi de idare adına işlem tesis eden kamu görevlilerinin eylemlerinin yargısal, idari ve inzibati yönden denetlenmesidir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, 16.04.2015 tarihinde, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı K2’nun, Birlik konferans salonunda şahsına karşı küçük düşürücü, hakaret içeren, esnafı ilgilendiren konuların dışında iş ve özel hayatına dair asılsız, dedikodu mahiyetinde sözler sarf ettiği, ayrıca Birliği siyasete bulaştırdığı, milletvekilinin yasal bir sıfatı olmamasına rağmen onursal başkan görüntüsü altında Birlikte basın toplantısı yapması ve Birliğin buna izin vermesinin 5362 sayılı Kanunun 52. maddesinde yer alan “Esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında herhangi bir faaliyette bulunamazlar.” düzenlemesine ve Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Disiplin Kurulu Yönetmeliği’nin 10. maddesinin (l) bendinde yer alan “Dahil bulunduğu organlardaki görevini siyasi görüş ve kanaatleri dolayısıyla kötüye kullanmak” düzenlemesine aykırılık teşkil ettiğinden, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Disiplin Kurulu Yönetmeliği gereği Disiplin Kuruluna sevki ile cezalandırılmasının istenildiği, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Disiplin Kurulu’nun 01.07.2015 tarih ve 2015/6 sayılı kararı ile K2’nun savunmasının okunduğu ve hakkında disiplin cezasını gerektirecek bir durum söz konusu olmadığından bahisle talebinin reddine karar verildiği, bu kararın 10.07.2015 tarih ve 2015/8 sayılı kararla davacıya tebliği üzerine iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun “Disiplin kurulu ve disiplin cezaları” başlıklı 24. maddesinde, “Birlik disiplin kurulu birliğe bağlı oda üyelerinin meslekî faaliyetleri sırasında meslek ahlakı ile bağdaşmayan hareket ve işlemlerini soruşturmaya ve durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre bu maddede belirtilen disiplin cezalarını vermeye yetkilidir.

Disiplin kurulu kendi üyeleri arasından bir başkan seçer. Disiplin kurulunun sekreterlik işleri birlik tarafından yerine getirilir. Disiplin kurulu üyeleri arasında eksilme olduğu takdirde, yedek üyelerden genel kuruldaki seçimde en fazla oy alanlar, oyların eşitliği halinde listeye göre sırayla disiplin kurulunca yazılı olarak disiplin kuruluna çağrılır.

Üyenin yazılı savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Disiplin kurulunun yedi günden az olmamak üzere verdiği süre içinde savunma yapmayan üye, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Disiplin kurulu kendilerine intikal eden ihbar ve şikâyetleri en çok bir ay içinde soruşturmaya başlar ve en geç üç ay içinde sonuçlandırır.

Disiplin kurulunca verilen cezalar on gün içinde ilgililere yazılı olarak tebliğ edilir. İlgililer bu karara karşı tebellüğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açabilirler. Davanın açılmış olması idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. Dava, zaruret görülmeyen hallerde, evrak üzerinden inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Yetkili idare mahkemesince verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine başvurulabilir. Bölge idare mahkemesinin verdiği kararlar kesindir….” düzenlemesine yer verilmiştir.

29.01.1999 tarih ve 23595 Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Disiplin Kurulu Yönetmeliğinin amacı, oda üyelerinden meslek onuru, düzeni ve geleneklerine uymayan davranış ve hareketlerde bulunan, müşterisine karşı mesleki görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında verilecek disiplin cezalarının usul ve esaslarını düzenlemektir. Yönetmeliğin “Disiplin Soruşturmasının Yürütülmesi” başlıklı Üçüncü Bölümün “Savunma ve Tebligat” başlıklı 13. maddesinde, Yapılacak disiplin soruşturmasında isnat olunan eylem ve davranışların ilgililere fiili ve hukuki bir sakınca yoksa aynen, aksi halde geniş bir özetinin yazılı olarak bildirilmesi, savunma istenmesi, savunma için tebliğden itibaren en az on günlük süre tanınması zorunludur.

Savunmaya ilişkin tebligata rağmen şikayet olunan kişi yazılı savunma vermezse bu hakkından vazgeçmiş sayılır. Bu durumda mevcut belge, bilgi ve yapılacak tahkikatın sonucuna göre hareket edilir.” düzenlemesine; “Kovuşturma Açılması” başlıklı 19. maddesinde, “Disiplin kurulu kendisine intikal eden ihbar ve şikayetleri en çok bir ay içinde soruşturmaya başlar ve araştırmayı en geç üç ay içinde sonuçlandırır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Mevzuat hükümleri ile belirtildiği gibi, disiplin suçu oluşturacak nitelikteki fiillerinden zarar gördüklerini öne süren kişilerin ihbar veya şikayeti üzerine kamu yararının sağlanması amacıyla iddiaların gerçekliğinin araştırılarak inceleme başlatılması ve disiplin suçu işlendiğine dair emareler bulunması halinde disiplin soruşturması yapılması ve gerekli cezaların verilmesi, eğer şikayetlinin 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu ve Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Disiplin Kurulu Yönetmeliği’ne aykırı bir eylemi görülmedi ise disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Dava konusu şikayet üzerine disiplin kurulu tarafından davacının talebinin reddine dair kararın, şikayet eden konumunda bulunan davacının menfaatini etkilemekte olduğu hususu kuşkusuzdur.

Bu durumda, davacı tarafından verilen dilekçe üzerine, K2 hakkında disiplin cezasını gerektirecek bir durum söz konusu olmadığından bahisle talebinin reddine dair işlemin hukuka aykırı olduğu öne sürülerek bizzat şikayetçi tarafından açılan iptal davasında, şikayetçinin kişisel ve meşru menfaat ilişkisi bulunduğundan, idare mahkemesince, disiplin soruşturmasının usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, iddia edilen fiillerin işlenip işlenmediği konusunda hukuki inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra işlemin hukuka uygun olup olmadığı hakkında esastan bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlara girilmeksizin, şikayetçinin dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi bu işleme karşı idari yargı yolunun tamamen kapatılması anlamına geldiğinden, bu durumun, Anayasa’da koruma altına alınan hak arama hürriyeti ile evrensel bir hukuk kuralı olan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de kendisine yer bulan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağı kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle; İzmir 5. İdare Mahkemesinin temyize konu kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 27/01/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yorum Yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir